Küreselleşme ve Halkla İlişkiler

Özellikle 1980′ li yıllarla birlikte baş gösteren küreselleşme olgusu ve iletişim teknolojilerindeki hızlı gelişim beraberinde birçok sonucu doğurmuştur. İletişim teknolojilerindeki büyük yenilikler, İnternet’in yaygınlaşması, akıllı telefonların hızla tüm dünyada kullanılması sosyal bilimlerde de yeni alt dalların oluşmasına neden olmuştur.

Öyle ki halkla ilişkiler disiplini de yeni bir alt dal kazanmıştır. Bu dalın adı ‘Yeni Medya’dır.  Yeni medyayı anlatmadan önce küreselleşme kavramı girişiyle halkla ilişkilerin ne olduğunu, özellikleri hakkında bilgiler verdikten sonra bir başka yazımda da yeni medyadan bahsetmek istiyorum.

Küreselleşme kavramı, genel anlamda, “toplumların siyasal yönetimi ve yönetim politikaları, ideolojisi ve kültürleri üzerinde uluslar arası sermayenin ekonomik politikası, kültürü ve ideolojisinin egemenliğini kurma ve geliştirmeyi” (Erdoğan, 2002: 149) içermektedir.

Halkla ilişkiler işlevsel ve kavramsal olarak ekonomik, politik, tarihsel, sosyolojik ve psikolojik süreçlerle ilişkili algılanmalıdır. Halkla ilişkiler, sermayenin bedenlerde ve zihinlerde yarattığı bütün benimsetme, kabullendirme, içselleştirme, özlüce onay üretme çabalarıdır. Bir rıza yaratımıdır. Halkla ilişkiler hedef aldığı kitleyle olumlu iletişimi sürdürmek adına ikna ve güveni kullanan uzun soluklu bir iletişim sürecidir. Halkla ilişkilerin günümüzde kullandığı yöntem ve araçlar kapitalist-liberal sistemin şartlarından doğmuştur. Dolayısıyla halkla ilişkiler ister istemez küreselleşme ideolojisinin benimsetilmesinde bir araç konumuna indirgenebilir.

Toplumu bilinçlendirmeye, bilgilendirmeye ve doğru biçimde anlamlandırmaya yönelik işlevleri olan, bir uzlaşı ve birliktelik noktası olmasının yanı sıra halkla ilişkiler bir yandan da özel sektörde bilhassa çok uluslu şirketlerin kapitalist söylemlerinin sözcülüğünü yapmaktadır.

Her geçen gün değişen dünya koşulları, ilerleyen teknoloji, yeni pazarların ele geçirilmesi için geliştirilen teknikler, yeni olguların, yasaların kabul edilebilirliğini sağlamaya yönelik stratejiler, yeni imajlar, vb. Halkla ilişkilerin önemini arttırmaktadır. Bilgi toplumu, iletişim toplumu olmanın en önemli sonucu olarak yeni toplumsal yapıları oluşturan yeni ideolojilerin aktarılması ve benimsetilmesidir. Ulusal ve uluslararası kurumların bünyelerindeki halkla ilişkiler birimleri bu görevleri yerine getirmektedir.

Küreselleşme kapsamında halkla ilişkiler küreselleşmenin yayılmacı ideolojisine uygun bir bilgi aktarımına yönelmiştir. Burada amaç, tüketimi olabildiğince daha çok arttırmak, koşulları tüketime daha uygun hale getirmek ve hedef kitleyi buna en iyi biçimde hazırlayabilmektir. Buradaki “bilgi aktarımı: teorik ve pratik bilişimsel bilginin, buna ihtiyaç duyan her türlü üretici, tüketici, özel ve kamusal ekonomik birimlere yönelik akışı ile uzmanlık, danışmanlık, satış, pazarlama ve satış sonrası hizmetler şeklindeki bilgi aktarımlarını birlikte kapsamaktadır” (Erkan, 1998, 116). Bireye ilişkin değerler bilgi toplumunda daha da gelişmektedir. “İnsanın kendini gerçekleştirmesi, ihtiyaçları bilgi toplumunda karşılanabilecektir… Bireyin tutum ve davranışlarını gelecek beklentileri belirleyeceği için bilgi toplumunda bilgi üretiminin etkisi daha çok ileri besleme şeklinde işleyecektir” (Erkan, 1998: 165). Bu da halkla ilişkilerin görev alanına girer.

Halkla ilişkilerin bir diğer önemli rolü gelişme kapsamında sağlıklı bir toplum yaratılmasına katkıda bulunmaktır. Sağlıklı toplum, sağlıklı bireyin tanımından hareketle, “Gerçekliğin algılanmasında üstünlük, kendini, başkalarını ve doğayı benimsemede gelişmişlik, sorunlara odaklanmada gelişmişlik, özerk olma çabasında artış, kültürel biçimlenmeye direnme, değerlendirmelerde yenilik ve duygusal tepkilerde zenginlik, kendini insan ailesiyle daha özdeş hissetme, gelişmiş insan ilişkileri, daha demokratik bir yapının olması, gelişmiş yaratıcılık ve değer sisteminde çeşitli değişiklikler” (Maslow, 2001: 31). Bu halkla ilişkilerin olumlu rollerinden biridir ve demokratik ve sağlıklı bir toplum yapısını amaçlamaktadır. Burada halkla ilişkilerin kişi ve toplum bazında yabancılaşmayı önleme rolünden de bahsetmekte yarar var. “Demokratik yönetim süreci, eşitlikçi bir yönetimdir. Yabancılaşmayı önler. Olay ve olguları içine bilfiil katılarak doğru biçimde anlamlandırabilen ve duygularıyla katılan birey yabacılaşma yaşamayacaktır… Bunu yapamayan kişi ise, güçsüzlük hissine kapılacak, kuralsızlık, yaratıcılık kaybı ve kendine yabancılaşma ile karşılaşacaktır” (Witt, 1980: 144-145). Halkla ilişkiler yerel ve ulusal kültürlerin geleneklerini, özel grup ve halkların yaşam biçimlerini küresel güçlere karşı savunacak bir işlev yüklenmelidir.

Bu tür olumsuz sonuçların önüne geçebilmek için, halkla ilişkilerin güdüleme işlevini görüyoruz. Bunu da insanların beklentilerini yerine getirme, iş ve oluşlara toplumun katılımını sağlama, halkın ilgili konuyla bağlantılı inançlarını pekiştirme, olumlu ve tutarlı izlenimler oluşturma ve hedef kitlenin tatminini sağlama şeklinde gerçekleşmektedir. “Güdülenmiş davranışlar amaçların peşinden koşmak, tamamlayıcı tepkiler tümüyle rahatsızlıkların azaltılmasına yönelik yöntemlerdir.

Horkheimer’e göre, özneler kendi üst benlerine yönlenmeyi ve çevrelerinin buyrumlarına git gide daha çok gereksinmektedirler. Riesman, uyumu, içten yönlendirici bir yaşama biçimine göre kutup değiştirmesi olarak tanımlamıştır. Bireyin varlığını sürdürmesi için dizgenin var olma koşullarına uyması gerekmektedir. Uyum bütün öznel davranışların ölçütü olmuştur”(Habermas, 2001: 371). Halkla ilişkiler bu uyumu anlamlandırma ile gerçekleştirir.

Halkla ilişkiler; sosyal sorumluluk duygusu ve toplumsal bilinci geliştirmelidir. Özel sektörle kamu kurumları arasında bir bağlantı noktası oluşturmalı ve tüm bu kurumlarla halk arasında bir köprü işlevi görmelidir. Yalnız mülk sahiplerini değil, aynı zamanda işçilerin, fakirlerin ve işsizlerin de gereksinimlerine cevap verecek bir hukuk mevzuatının yönlendiricisi olmalıdır. Tekel haline gelmeyecek, toplumun güvenlik, çalışma olanakları ve düzenini bozmayacak bir serbest teşebbüsü koruyan ve destekleyen bir ekonomi düzeni olmalıdır. Devletin kamu ya da kamu dışındaki ekonomi, üretimle ilgili kurumlarına kanun istek ve beklentilerini iletmeli ve bunun takipçisi olmalıdır.

Kaynakça:

  • BECERİKLİ, Sema Yıldırım, “Eleştirel Yaklaşımlar Çerçevesinden Halkla ilişkiler Disiplinine ilişkin Bir Değerlendirme: Amerika ve İngiltere Örnekleri, “ Halkla ilişkiler Kitabı, İ.Ü. Yayınları, İstanbul, 2003.
  • ERCAN, Fuat, Toplumlar ve Ekonomiler, İstanbul, Bağlam Yayınları, 2002.
  • ERDOĞAN, İrfan, İletişimi Anlamak, Ankara, Erk Yayınları, 2002.
  • ERKAN, Hüsnü, Bilgi Toplumu ve Ekonomik Gelişme, İstanbul, Kültür Yayınları, 1998.
  • HABERMAS, Jurgen, İletişimsel Eylem Kuramı, Çev: Mustafa Tüzel, İstanbul, Kabalcı Yayınevi, 2001.
  • MASLOV, Abraham, İnsan Olmanın Psikolojisi, Çev: Orhan Gündüz, İstanbul, Kuraldışı Yayınları, 2001.
  • WITT, John, Democracy, Authority, Alienation, London, The University of Chicago Press, 1980.
  • YILDIZOĞLU, Ergin, “İç Dinamikler Üzerine,” Cumhuriyet, 21 Ocak 2004, s.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir